BrandSeers’ın Bakış Açısından Yeni Türkiye Logosu

By 30th September 2014View
DPotential

Türkiye İhracatçılar Meclisi, Türkiye’den ihraç edilen ürünleri temsil eden, yeni Türkiye markasını bu hafta kamuya açıkladı. Haberlerde verilen bilgiye göre yeni markanın logosu, ürünlerde bulunan Türk Malı logosu yerine geçecek. Markanın sloganı ise: Discover the potential.

Turkeydiscoverthepotential.com sitesinde İngilizce olarak marka stratejisine yer verilmiş. Yeni “Turkey” markasının özü “Masters of Change” yani “Değişimin Efendileri” olarak belirlenmiş; sebep olarak Türkiye topraklarında yüzlerce yıldır yaşanan değişimler ve Türk toplumunun adaptasyon yeteneği gösteriliyor. Markanın değerleri: uzun vadeli vizyon, cesaret, girişimcilik ve adaptasyon yeteneği. Bu stratejiden yola çıkılarak Türkiye’nin enerjisini, içinde bulundurduğu zengin çeşitliliği ve iş potansiyelini yansıtacak bir görsel kimlik oluşturulmuş.

Görsel kimliğin ana rollerinden birini Turkey “logotype”ı üstleniyor. Museo Sans fontu ile yazılmış Turkey kelimesi, değişik motiflerle oluşturularak özelleştirilmiş. Kilim, halı, el sanatları, mimari eserlerden esinlenilerek tasarlanan 8 farklı motiften her birinin özel bir anlamı var: yükseliş, sinerji, dünya, buluşma, doğu ve batı, inovasyon, birliktelik ve harmoni. Tabi bu anlamlar ancak söylenildiğinde anlaşılabiliyor…

İlk olarak stratejik bir soru ile konuya girmek istiyorum: Türk malı nedir? Bu marka kimliği çalışmasının söylemeye çalıştığı gibi Türk malını temsil eden değerler yükseliş, sinerji, dünya, buluşma, doğu ve batı, inovasyon, birliktelik ve harmoni midir? 2 sene süren bu zor çalışmanın amacının Türk mallarının dünyada satışını arttırmak olduğunu anlıyorum. Peki bu anlamların görselleştirildiği bir marka kimliği, ürünlerin satışını nasıl arttıracak? Dünyanın herhangi bir yerindeki bir tüketicinin, Türkiye’den ihraç edilmiş bir malı almasındaki sebep “sinerji” olabilir mi? Bu projenin amacı, yaratıcı fikir aşamasına geçildiğinde göz ardı edilmiş gibi gözüküyor. Strateji, eğlenceli bir tasarım fikrine kurban gitmiş.

Tasarımın kendisini ele aldığımda ise anlamadığım en önemli konu şu oldu: Bu logo tam olarak nerede yer alacak? Hayatında bir şeyler satın almış olan herkesin bildiği gibi Made in Turkey, Made in China gibi ibareler, ürünlerin üzerinde ya da etiketinde, maksimum 2cm genişliğinde uygulanan, söz konusu ülkeye bağlı olarak güven verici ya da uyarı niteliğinde detay bir bilgidir. (Üzerinde Made in China yazan plastik bir oyuncağı 2 yaşındaki çocuğunuzun ağzına götürmesi sizi tedirgin ederken, Made in EU yazısının tam tersine içinize su serpmesi gibi). Yeni tasarlanmış Turkey logosu, içinde bulunan 8 motifin tekrarlanmasıyla çok ufak detaylara sahip bir çalışma olmuş, 2 cm genişliğinde kullanıldığında tüm detayını, dolayısıyla içindeki tüm anlam ve özelliğini kaybedecektir. Çıplak gözle göreceğimiz tek şey bazı alanları hafif silik olan bir Turkey yazısı olacaktır.

Bu logo ihraç edilen tüm ürünlerde yer alacaksa demek oluyor ki sadece kağıt üzerine ofset baskı değil, metal, plastik, ahşap, tekstil gibi çeşit çeşit materyal üzerinde, her materyalin gerektirdiği teknikle uygulanması gerekir. Bu kadar detaylı bir görselin 2-3 cm boyutlarında tekstil bir etikete dokunması imkansız (zor değil imkansız). Plastik ve cam kalıplar için de aynı şey geçerli, bu logoyu okunur ve anlaşılır halde hiç bir plastik kalıptan çıkarmanız mümkün değil. Keşke logonun uçaktan önce bir ürün üzerinde nasıl uygulanacağının araştırması yapılsaymış…

Uygulanmasındaki imkansızlıklar bir yana, logonun leke değeri ve harf anatomisi açısından da büyük sıkıntıları var. Seçilen motifler bazen büyük bazen daha küçük kullanıldığı için bazıları daha baskın çıkarak, özellikle küçük boy kullanımda, daha koyu renkliymiş gibi algılanıyor. Mesela T harfinin sol ucu, harfin geneline göre daha koyu bir leke oluşturmuş, nitekim r harfinin orta kısmı gri gibi silik. y harfi ise kuyruğuyla birleştiği noktada etrafı boşluklu bir çiçek motifi kullanıldığı için parçalanmış bir etkisi var. Bu bahsettiklerim teknik detaylar gibi gelebilir fakat bu sorunlar, işin uzmanı olmayan bir göze bile logoyu hatalı gibi gösterecektir. Sonuçta bu logoyu herkes 3 metrelik billboardlarda görmeyecek, bir ürünün ufak bir köşesinde hatalı basılmış bir Turkey yazısı olarak karşılarına çıkacak.

Logoya eşlik eden “Discover the potential” sloganı, logoyla uyumlu olması için yine Museo Sans ile iki satır halinde, logoya sol kenarından bloklanarak yazılmış – optik olarak dengeli durması için Turkey’nin T’sinin sola doğru uzandığını görüyoruz. Slogan, logodan farklı olarak altın renginde. Slogan ile logonun boyut ve mesafe açısından ilişkisinin nasıl bir sisteme bağlı olduğu anlaşılmıyor, biraz şans eseri alt alta gelmiş izlenimi yaratıyor.

Logoyu oluşturan motifler opaklığı düşürülmüş bir şekilde ikişer ikişer üst üste getirilerek tasarım sistemi oluşturulmuş. Sistemi afiş, karton çanta gibi “mock-up” uygulamalarda görmemiz mümkün – bu uygulamaların henüz gerçeğe dönüştürülmediği görsellerin bilgisayar ortamında hazırlanmış olmasından belli oluyor. Marka için belirlenen ana renk paleti turkuaz, altın ve beyaz renklerden oluşuyor, ana renklere destek olması içinse koyu bir lacivertin seçildiğini görüyoruz. Motifler güzel bir desen yaratmışlar fakat soyut bir anlatım seçildiği için tek başlarına bir mesaj iletmekte yetersiz kalıyorlar. Bu desenler bir çok ülkenin sahiplenebileceği sıradanlıktalar. Örnekler: Sochi Olimpiyatları, Bologna için tasarlanmış bir marka kimliği, Porto için tasarlanmış bir marka kimliği.

 

Markanın ana rengi olarak seçilen turkuaz renginin doğru olduğunu düşünüyorum. Denizle iç içe geçmiş bir ülke olmamaız, el sanatlarıyla dünya literatürüne geçmemiz, Turkish Blue rengine ismini vermemiz, turkuaz rengini benimsememiz için çok geçerli sebeplerden sadece bir kaçı. 2 sene önce kullanıma geçen İstanbul Borsa’sı logosu ile renk bütünlüğü içinde olması uluslararsı boyutta bu rengi sahiplenmemize bir katkı daha sağlıyor. Bayrağımızdaki kırmızı kadar agresif bir duruşu olmaması, daha davetkar olması ve güven duygusu yaratması turkuaz renginin Türkiye algısına kattığı artılar. Fakat logonun yanına eklenen altın rengi daha geleneksel bir algı yaratıyor. Gelecek ve inovasyona adanmışlığımızın yerine, gelenek ve geçmişe bağlı bir duruş sergiliyor. Altın rengi yerine daha canlı bir rengin seçilmesi “Discover the Potential” sloganın amacı olan merak duygusunu tetikleyecekti.

Sonuç olarak iki seneyi aşan zor bir süreçten geçilmiş. Farklı değer ve özelliklere sahip yüzlerce markayı temsil edecek, karmaşık bir kültürün tüm değerlerini yansıtacak bir marka çalışması yapılması cesaret isteyen ve takdir edilmesi gereken bir girişim. Bundan sonra atılması gereken en önemli adım, “Türk malı” standartlarının belirlenmesi olacaktır. Ancak ve ancak yüksek standartlarda tasarlanan ve üretilen, kaliteli ve fark yaratan ürünler sayesinde Türkiye markasını dünyada tercih edilen bir marka haline getirebiliriz. İşte o zaman 8 motif ve birlikte yarattıkları logo, yüksek standartların, kaliteli ürünlerin ve inovasyonun sembolü haline gelir.